Smart reklam

Pet hastalıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pet hastalıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2020 Perşembe

köpekte malign melanom olgusu

Köpeklerde oral malign melanomlar, ağız bölgesi 
malign tümörleri arasında en sık karşılaşılanlardan olup %6’lık bir dilime sahiptir (2,3). Erkeklerde görülme 
yüzdesi daha fazla bu tümörler en çok Poodle, Cocker 
spaniel ve Dachshund ırkı köpekler ile ağız bölgesi 
pigmentasyonu fazla olan köpeklerde dikkati çeker 
(2,6,8).
 Deride daha sık görülen ve çoğunlukla benign 
karakterde olan melanomların aksine ağız boşluğunda 
gelişenler hemen daima maligndirler (7). En çok dişeti ve dudaklarda yerleşim gösterirler.Solunum güçlüğü, genel durum bozukluğu meydana gelir . Dil kökünde yerleşen kitlenin dışında iç organlarında herhangi bir makroskobik bulguya rastlanmaz. Makroskobik olarak kitle, 5x3x2 cm boyutlarında, 25 gr ağırlığında, elastik 
kıvamlı, dış yüzü düzensiz ve kesit yüzü kahverengidir. 
Mikroskobik incelemede; lamina propriada gruplar 
şekillendirmiş, uniform yapıda, sitoplazmalarında bol 
miktarda melanin pigmenti bulunduran melanositler 
gözlemlenir. Bu hücrelere yer yer mitotik figürler ve dev 
hücreleri eşlik etmektedir.
Bu tümörlerin çoğunlukla dişeti ve dudaklarda 
yerleşim gösterdiği bilinmektedir(5). Ancak olguda 
tümör dil kökünde yerleşim göstermektedir ki, bildirilen 
olgular arasında bu bölge yerleşimli melanomlara sık 
rastlanmadığı dikkati çekmektedir (2). Yaşlı hayvanlarda ve Poodle, Cocker spaniel ırkı köpeklerde daha sık görüldüğü bildirilen tümör (1,2), olguda da 16 yaşlı ancak Terrier ırkı bir köpekte görülmüştür. Epiteloid tip, mekik hücre tipi, her iki tipin birlikte görüldüğü karışık tip ve dendritik ve helezon şeklindeki tip olmak üzere dört grupta toplanır (4,5,8). Solid yapıdaki bu tümörler 3-4 cm çapında nodüler yapılar şeklinde, yüzeyleri düzensiz ve yer yer ülseratif karakterdedir. Genelde siyah renklidir ve kesit yüzleri siyah olup yer yer beyazdan kahverengiye değişen alanlar içerir. Makroskobik olarak bu tümörler solid yapıda olmasına rağmen histolojik incelemede komşu dokulara infiltre olduğu görülür. Oral melanotik tümörlerin çoğu da submukozaya bazen de epitele infiltre olur (5). Makroskobik ve mikroskobik olarak literatürle uyumlu olan tümör mekik hücreli tipinde olup çok miktarda melanin pigmenti bulunduran melanositleri içerir. Sonuç olarak tümörün yerleşim 
bölgesi göz önüne alındığında nadir görülen bir bölge 
olması nedeniyle yayımlanmaya değer bulunmaktadır.

tetanoz nedir? belirtileri nelerdir?

Tetanoz hastalığı nedir? Belirtileri nelerdir? 
Etken: Clostridium tetani’dir.
Klinik bulgular: Hastalık çoğunlukla at ve kuzularda, ergin koyun ve köpeklerde görülür. Atlarda bir gün devam eden ilk klinik bulgu hareketsizliktir. Yemeye devam ederler. Sonra kulaklar dikleşir, vücutta katılık vardır, kuyruğa ve başa yayılır. Hastalığın ileri devrinde hastalar hızlı ve yüzeysel bir şekilde solurlar, sıkıntılıdırlar, burun delikleri genişler. Köpeklerde; dudaklar gerilir, kulakları diktir, vücutta genel bir katılık oluşur. Dik bir şekilde yürür, güçlükle beslenir. Kuzularda; klinik bulgular kastrasyon ve kuyruk kesimini izleyen ikinci haftada ortaya 
çıkar, yatar, başı geriye bükülür
Otopsi bulguları: İç organlarda tipik lezyonlar yoktur.
Marazi madde seçimi ve gönderme şekli : Steril şişelerde kan serumu, yara
akıntısı ve sızıntısı, %50 gliserinli fizyolojik tuzlu su içinde yaradan alınan materyal en kısa zamanda laboratuvara gönderilir.  

18 Mart 2020 Çarşamba

Kurşun zehirlenmesi nedir? belirtileri nelerdir?

Kurşun zehirlenmesi nedir? Belirtileri nelerdir? 
Etken: Evcil hayvanlarda zehirlenmeye sebep olan en önemli metallerden
birisidir. Organik kurşun bileşiklerinden alkil kurşun bileşikleri (tetra etil kurşun
gibi) lipofil özellikte olup toksikolojik açıdan önem taşırlar. Kurşun ve bileşikleri
başlıca boya, akümülatör, seramik, porselen, kauçuk endüstrisinde; metal alaşımları (matbaa dizgisi, lehim, bronz gibi), kurşun borular yapımında; benzin katkı maddesi (alkil kurşun bileşikleri); insektisit (kurşun, arsenat); çocuk oyuncakları yapımında kullanılır.Kurşun zehirlenmeleri, maden cevherinin işlenmesi ya da hurdadan geri kazanım sırasında, akü, boya, matbaacılık, pil,plastik, kaynak, seramik, cam ve deri endüstrisinde çalışanlarda, toprak yeme öyküsü olanlarda, kurşunlu boyalar, bu boyalarla sırlanmış seramik kaplar ya da kurşun boruların kullanıldığı içme suyu şebekesinden ya da egzoz gazlarının yoğun olduğu yerlerde yaşanması 
sonucunda kronik bazen de akut olarak gelişebilir. Devamlı kurşuna maruz kalma ile “kurşun absorbsiyonu” meydana gelir. Absorbsiyon her zaman zehirlenmeye yol açmayabilir. Ancak belirli bir miktardan  
sonra birçok organ ve sistemler etkilenmektedir. Bu etkiden zarar gören başlıca organ ise hematopoetik sistem, merkezi sinir sistemi, perifer sinirler ve böbreklerdir.Kurşun, proteinler üzerindeki sülfidril, fosfat ya da karboksil köklerine bağlanarak enzimleri etkisizleştirir, ayrıca kalsiyum, çinko ve demir ile etkileşir. Böylece hücre zarlarını etkiler, sinirsel iletiyi bozar, hücrenin redoks olaylarını etkiler ve nükleotid metabolizmasını bozarak çoklu sistem hasarı oluşturur. Kurşun tipik bir kümülatif zehirdir. Vücuttaki, kurşun yükünün %90-98›i kemiklerde bulunur. Absorbe olan kurşunun atılımının büyük çoğunluğu idrarla, geri kalanı ise gastrointestinal salgı ve diğer yollarla olmaktadır. 
Klinik bulgular:Kurşunla akut, subakut ve kronik nitelikte zehirlenmeler
görülür. Sığırlarda sıklıkla akut tipte olup, öldürücü dozun verilmesinden sonra
2-3 gün klinik belirti genellikle ortaya çıkmaz ama belirtiler ortaya çıktıktan sonra da 12-24 saat içinde ölümle sonuçlanır.Karın sancısı, sürekli böğürme, tükürük, gözyaşı salgısında artış, ardından kabızlık, dışkı koyu renkte ve pis kokulu, idrara çıkma sık ve ağrılıdır. MSS’ine ilişkin olarak, özellikle çırpınmalar, titreme, kas  
spazmı, diş gıcırdatması, çevredeki eşyalara saldırma dikkati çeker. Daha az şiddetteki olaylarda, durgunluk, uyuşukluk, şartlı reflekslerde zayıflama, genel yada  
yarım felç ve körlük oluşabilir. Koyunlarda tetani hariç sığırdaki belirtiler gibi ancak daha hafif şekilde seyreder. Atlarda, uyuşukluk, tükürük salgısında artış, terle- 
me ve gırtlak kaslarının felci görülür. Köpeklerde belirtiler, mide-barsak ve sinir
sistemine özgü olmak üzere 2 tipte seyreder. Sürgün, kusma, anoreksi; sinirsel tipte ise korku, histeri nöbetleri, epilepsi, körlük, arka kısım ataksisi dikkat çeker. Kedilerde ise, sinirsel belirtiler daha sık görülür. Kanatlılarda ataksi, iştahsızlık, genel durum bozukluğu, yumurta verimi, döllenme ve yavru çıkarma oranında azalma görülür. Sığırlarda subakut zehirlenmede, iştahsızlık, durgunluk, körlük, tremor, tükürük salgısında artış, rumen tembelliği ve takibinde sürgün görülür. Kronik zehirlenmelerde, sinir ve sindirim sistemi ile kan yapıcı organlar ve kas dokusuna ait belirtiler görülür. Anemi, zayıflama, körlük, çırpınmalar, topallık, eklem ve kas ağrısı, kusma, dişlerde kurşun pervazı, tam veya kısmi felç, peklik ve baş ve boyunda ritmik hareketler dikkat çeker.  
Otopsi bulguları:Gastroenteritis, hemorajik tablo, kaslarda gri-sarı renk
saptanır.Karaciğer ve böbrek hipertrofik ve solgun görünümdedir. Karaciğer üzerinde nekroz odakları mevcuttur. Mide-bağırsak içeriği esmer siyah renk almıştır. 
Marazi madde seçimi ve gönderme şekli:Mide-bağırsak içeriği,karaciğer,-
böbrek ve varsa şüpheli maraz madde gönderilebilir.

16 Mart 2020 Pazartesi

KÖPEKLERDE AŞI TAKVİMİ

 


         KÖPEKLERDE AŞI TAKVİMİ

  Yavru Köpeklerin Aşılama Takviminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

-Aşılama yapılacak yavru köpek en az 7 haftalık olmalıdır.

- Aşılama yapılacak olan köpeğin iç ve dış parazitlerinden arındırılmış olması gerekir.

- Köpeklerin aşılama zamanı vücut sıcaklıkları normal, yani 38.5-39.5 derece sınırları içerisinde olmalıdır.

- Aşılanacak olan köpek kesinlikle stresten, stres oluşturacak etkenlerden uzak tutlmalıdır. Köpeğiniz huysuz olmamalıdır.

- Köpeğe en az bir hafta öncesinde kortikosteroid türü ilaçlardan birisi yapılmamış olmalıdır.

- Aşılamadan önceki 3 gün ve aşılamadan sonraki 3 gün yavru köpekler banyo yaptırılmamalıdır.

- Yavru köpekler aşılama öncesi tamamen sütten kesilmiş olmalıdır.

- Hastalık geçiren köpeklere, ishal, kusma, iştahsızlık gibi şikayetleri olan köpeklere aşı yapılmamalıdır.

- İki aşılama arasındaki süre en az 2-3 hafta olmalı, yapılan aşılar yılda 1 kez tekrarlanmalıdır.

- Kullanılan köpek aşıları +2 ile +4 derecede muhafaza edilmiş olmalıdır.  

  

6.Hafta   Puppy DP ( Yavru Köpeklerde ): Köpek Distemper virusu (CDV) ile Parvo virus enfeksiyonlarına (CPV) karşı aktif bağışıklığı sağlamak amacıyla kullanılır. Puppy DP, özellikle 4-6 haftalık köpek yavrularında ilk aşılamanın temelini oluşturmaktadır ve köpekler için önerilen aşılama programının bir parçasıdır.

7.Hafta    Parazit Tedavileri : İnsektisit - Akarisit) Rutinde uygulanan dış parazit aşıları ense damlası olarak kullanılır. ... Köpekleri bu etkenlere karşı ortalama 2 ay süreyle koruma sağlar. Yaz aylarında ve enfestasyon yoğunluğuna bağlı olarak 1 ay süre ile etkilidir.

8.Hafta    1. Karma Aşı: farklı virüse karşı koruyuculuk sağlayan aşıdır. Bunlar;

- Parvovirüs ( kusma, ishal, dışkıda kan görülmesiyle karakterize ölümcül bir hastalığın etkenidir.)
- Distemper: Köpek gençlik hastalığı (Solunum, sindirim, sinir sisteminde etkisini gösteren, yavru köpeklerde ölüm oranı yüksek olan bulaşıcı viral bir hastalığın etkenidir.)
- Adenovirüs- Tip 2 ( Daha çok solunum sisteminde hastalık yapmaktadır." İnfeksiyöz Tracheobronşitis veya Kennel Cough" olarak adlandırılan köpek öksürüğü hastalığının etkenlerinden biridir)
- Parainfluenza ( Üst solunum yollarında enfeksiyon oluşturan öksürük ile kendini gösteren hastalığın etkenidir.)
- Leptospira Canicola (Böbreklerde bozukluk yapan kanlı ishal ve sarılık meydana getiren bakteriyel bir hastalığın etkenidir).

9.Hafta    1.Bronchine Aşısı: Etkeni Bordetella bronchiseptica bakterisi olan, Kennel Cough- Köpek boğmacası olarak bilinen, üst solunum yollarında enfeksiyon oluşturan kronik öksürükle karakterize bulaşıcı bir hastalığa karşı uygulanan aşıdır. 

10.Hafta    1. Corona Aşısı: İştahsızlık, kanlı- mukuslu ishal, kusma meydana getiren viral bir hastalığa karşı koruma oluşturur.

11.Hafta    2. Karma Aşı: farklı virüse karşı koruyuculuk sağlayan aşıdır. Bunlar;

- Parvovirüs ( kusma, ishal, dışkıda kan görülmesiyle karakterize ölümcül bir hastalığın etkenidir.)
- Distemper: Köpek gençlik hastalığı (Solunum, sindirim, sinir sisteminde etkisini gösteren, yavru köpeklerde ölüm oranı yüksek olan bulaşıcı viral bir hastalığın etkenidir.)
- Adenovirüs- Tip 2 ( Daha çok solunum sisteminde hastalık yapmaktadır." İnfeksiyöz Tracheobronşitis veya Kennel Cough" olarak adlandırılan köpek öksürüğü hastalığının etkenlerinden biridir)
- Parainfluenza ( Üst solunum yollarında enfeksiyon oluşturan öksürük ile kendini gösteren hastalığın etkenidir.)
- Leptospira Canicola (Böbreklerde bozukluk yapan kanlı ishal ve sarılık meydana getiren bakteriyel bir hastalığın etkenidir).

12.Hafta    2. Bronchine Aşısı: Etkeni Bordetella bronchiseptica bakterisi olan, Kennel Cough- Köpek boğmacası olarak bilinen, üst solunum yollarında enfeksiyon oluşturan kronik öksürükle karakterize bulaşıcı bir hastalığa karşı uygulanan aşıdır. 

13.Hafta    2. Corona Aşısı: İştahsızlık, kanlı- mukuslu ishal, kusma meydana getiren viral bir hastalığa karşı koruma oluşturur.

14.Hafta     1. Lyme Aşısı: Borrelia Burgdorferi etkenli zoonoz karakterli hastalığa karşı yapılır .

15.Hafta     Kuduz Aşısı: Kuduz hastalığına sebep olan Rabies virüsüne karşı koruma sağlayan aşıdır.

16.Hafta      2. Lyme Aşısı: Borrelia Burgdorferi etkenli zoonoz karakterli hastalığa karşı yapılır .

17.Hafta      Parazit Tedavileri: İnsektisit - Akarisit) Rutinde uygulanan dış parazit aşıları ense damlası olarak kullanılır. ... Köpekleri bu etkenlere karşı ortalama 2 ay süreyle koruma sağlar. Yaz aylarında ve enfestasyon yoğunluğuna bağlı olarak 1 ay süre ile etkilidir.

15 Mart 2020 Pazar

TVT HASTALIĞI

 
TRANSMİSSİBLE VENEREAL TÜMÖR ( TVT )

    Etiyoloji

 İnfeksiyöz sarkoma, venereal granuloma, transmissible lenfosarkoma ya da Sticker tümörü olarak da bilinen Transmissible Venereal Tümör (TVT), köpeklerin genellikle eksternal ender olarak da internal genital organlarına yerleşen iyi huylu retiküloendoteliyal bir tümördür. Daha çok coitusla bulaşır, genç ve seksüel açdan aktif olan hayvanlarda görülür 1-3. Hastalık 2-8 yaşlardaki hayvanlarda (%80) daha çok tespit edilmiştir ve özellikle dişi köpeklerde (%64.5) erkek köpeklerden (%35.5) daha sık görülmektedir. 
Oluşumu için bugün savunulan ortak görüş, TVT’nin allogenik hücresel transplantlarla oluştuğu ve tümördeki bu anormal hücrelerin vektör olarak rol oynadığı bilinir. Pembeden kırmızıya kadar değişik renkte olabilen tümörler transplantasyondan 2-3 hafta sonra 1-3 mm çapında olarak gözlemlenir ve eğer zamanında tedavi edilmez ise 10-15 cm çapına ulaşırlar. Bu gibi ilerlemiş vakalarda kitle hemorajik, ülserasyonlu ve enfekte olabilir.

     Dişi köpekte TVT'nin normal ve  mikroskopta görünümü 



   Semptomlar

1- Erkek köpeklerde tümör özellikle, glans penisin craniyalinde, prepusium mukozasında veya bulbus penistedir. Tümöral kitle prepusiumdan taşımıştır ve phimozis ile komplike olabilir. Bu nedenle üretritis, sistitis ve prostatitis ile karşabilir.

 2- Anemnez bilgiler ve yaplan klinik muayene TVT şüphesi doğursa da kesin tan alnan kitlenin histopatolojik muayenesi, alınan spermanın incelenmesi ya da elektron mikroskopta virus projeksiyonlarının görülmesiyle konulabilmektedir.
 
 3- Sitolojik incelemelerde yuvarlak ya da oval polihidral hücreler, daha çok eozinofilik vakuollü ince sitoplazma, yuvarlak hiperkromatik nükleus ile nükleolus ve makul sayda mitotik şekiller görülür. Ayrıca çekirdek sitoplazma oran çekirdek lehine artış göstermiştir.

                   Köpekte TVT görünümü


    Tedavi

Tedavide cerrahi, immunoterapi, bioterapi, radyoterapi ve kemoterapi gibi bir çok seçenek kullanlmaktadır. Kemoterapi bilinen en etkili,  kolay tedavi ve vincristine sulphate da bilinen en etkili ilaçtır. Transmissible venereal tümör olguların tedavisinde kullanılan siklofosfamid, myelosupresyon ve steril hemorajik sistitise neden olmaktadır, ancak aynı amaçla kullanlan farklı bir ajan olan vincristine sulphate’n yan etkileri daha azdır. Bu amaçla vincristine sulphate haftada bir kere 0.025mg/kg (0.5-0.7 mg/m2; en fazla 1 mg) dozunda intravenöz 2-6 hafta süresince uygulanmaktadır. Ancak hem genel durumunda hem de kan tablosunda baz yan etkiler görülebileceği için vincristine sulphate kemoterapisi süresince hayvanın genel durumunun takibi amacyla en az haftada bir olmak üzere total lökosit sayısının takibi yapılmaktadır. 

           iyileştikten sonraki son durum

14 Mart 2020 Cumartesi

DIŞKI VE KAN MUAYENESİ

 
                DIŞKI VE KAN MUAYENESi 


1- DIŞKI MUAYENESİ

a) Makroskobik dışkı muayenesi: Dışkının kıvamı, rengi, miktarı ve yapısı incelenir. Dışkının kanlı, mukuslu, sulu-ishalli veya katı olup olmadığına bakılır. Dışkı örneklerinde çıplak gözle görülebilen protozoon türü olmamasına karşın, dışkının kıvamı, rengi, kokusu ve kanlı olup olmaması sindirim sisteminde yerleşen bazı protozoonlar dan (Ör. Eimeria spp., Cryptosporidium spp., Giardia ve Entamoebe gibi) şüphelenmeye olanak sağlar.

b) Kalitatif dışkı muayenesi: Mikroskobik muayenede dışkıda bulunabilen sindirim sistemine yerleşen protozoonlar aranır. Bu amaçla natif muayene, zenginleştirme metotları (flotasyon, sedimentasyon gibi) ve dışkı boyama yöntemleri kullanılır. 


1- Natif Muayene: 

 Bu yöntemde küçük bir parça dışkı alınarak lam üzerine konulur. Üzerine bir damla fizyolojik tuzlu su (%0,9 NaCl) ilave edilerek karıştırılıp üzerine lamel kapatılıp mikroskop altında incelenir. Bu teknikte su yerine fizyolojik tuzlu su kullanılması oldukça frajil olan protozoal trophozoitlerin ozmotik basıç değişimlerine bağlı lize olmasını engeller. Bu metotta çok az miktarda dışkı örneği incelendiğinden dolayı negatif sonuçlar enfeksiyonun olmadığını göstermezken, pozitif sonuç güvenilir olup enfensiyon varlığına işaret etmektedir. Natif muyenenin bir diğer avantajı da taze dışkı örneklerinde amiplerin ve flagellalı protozoonların teşhisine olanak vermesidir. 


 2- Zenginleştirme Metodları:

Bu tekniklerin prensibi, yoğunluğu fazla olan yüzdürme sıvıları veya çöktürme sıvıları kullanılarak oocystleri bir arada toplayarak mikroskop altında kolayca görülmesini sağlamaktır. Yüzdürme sıvısı olarak doymuş tuzlu su, yoğun çinko sülfat veya çinko klorür solüsyonları kullanılabilir. Doymuş tuzlu su hazırlanmasında 1 litre suya 360 gr NaCl ilave edilir ve sıvının dansitesi 1,2 olur. Yoğun çinko sülfat solüsyonu 1 litre suya 703 gr ZnSO4.H2O eklenerek, çinko klorür solüsyonu ise 1 litre suya 436 gr ZnCl2 ilave edilerek hazırlanır. Her iki sıvınında dansitesi 1,3 olmalıdır.


a) Flotasyon Yöntemi ile Oocystlerin Yoğunlaştırılması:

 Ceviz büyüklüğünde büyük hayvan (at, sığır) veya 3-4 kozalak küçük hayvan (koyun-keçi) dışkısı çapı 6-7 cm, yüksekliği 4-5 cm olan bir kaba alınır. Üzerine kabın yarısına kadar olacak şekilde bir miktar doymuş tuzlu sıvı ilave edilip homojen hale getirilir. Hazırlanan karışım aynı özellikte başka bir kaba süzülür. Dışkı kabının ağzına yaklaşık 1 cm mesafe kalacak şekilde üzerine doymuş tuzlu su ilave edilir. Üzerine yüzeye paralel, yüzecek şekilde iki lamel bırakılır ve yaklaşık 20 dakika sonra bırakılan lamel düz ağızlı bir pens yardımıyla sarsmadan ve alt yüzeyinde oluşan damla düşürülmeden alınarak bir lam üzerine yerleştirilir. Preparat mikroskopta incelenir. Helmint yumurtaları 10X büyütmede aranır ve 40X büyütmeli objektifle incelenir.


b) Sedimentasyon Yöntemi ile Oocystlerin Aranması: 
Bu teknikler büyük ve ağır olan trematod yumurtaları aranmasında kullanılır.

•Petri kutusunda sedimentasyon
 Bir dışkı kabına 3 gr kadar dışkı konur. Üzerine çeşme suyu ilave edilerek bir bagetle iyice karıştırılarak ezilir. Karışım bir süzgeçle petri kutusuna süzülerek 15 dakika beklenir. Bu sürenin sonunda üstteki sıvı kısım dökülür. Tortu koyu olursa bu işlem bir-iki kez tekrarlanır. Sonunda dipteki tortu bir önceki metotta olduğu gibi mikroskopta incelenir.

 •Teleman metodu

İnsan, maymun ve karnivor dışkısı gibi yağlı dışkıların muayenesinde uygulanan bir sedimentasyon metodudur. İncelenecek dışkının çeşitli yerlerinden mercimek tanesi büyüklüğünde 5-6 parça alınarak bir deney tüpüne konur. Üzerine 4-6 ml çeşme suyu ilave edilerek iyice ezilir. Bunun üzerine tüpteki karışım kadar % 18’lik HCl ve yine aynı miktar eter ilave edilerek iyice karıştırılır. Karışım bir santrifüj tüpüne süzülür, 1500-2000 devir/dakikada 1-2 dakika santrifüje edilir. Bu esnada tüpte üç tabaka oluşur. En üstte yağları eriten eter tabakası, ortada proteinleri eriten asit tabakası, altta su tabakası ve en dipte de helmint yumurtalarının bulunduğu tortu vardır. Üstteki tabakalar bir pipet yardımıyla dipteki tortu oynatılmadan uzaklaştırılır. Tortu hafifçe karıştırılarak alınan 1-2 damla lam üzerine konur ve lamel kapatılarak mikroskopta sistematik bir şekilde incelenir.


 c) Kantitatif Dışkı Muayenesi:

Bu yöntem dışkıda görülen oocyst yada kist sayısının ve dolaylı olarak enfeksiyon şiddetinin belirlenmesinde kullanılır. Kısaca, bir miktar dışkı örneği alınarak tartılır. Daha sonra 1 gr dışkıya 15 ml su gelecek şekilde hesap edilir ve su içerisinde iyice karıştırılır. Karışımdan 0,3 ml alınarak MacMaster lamı içerisine konur ve eşit hacimde sukroz solüsyonu ile karıştırılır. Protozoon oocystleri bu sıvı içerisinde yüzerek lamın boşluğunun alt yüzeyinde toplanır. Bu yolla 0,02 gr dışkıda bulunan bütün yumurtalar bir araya toplanır ve sayımları yapılır. Sayım sonucunda çıkan rakam 50 ile çarpılarak bir gram dışkıdaki yaklaşık yumurta miktarı belirlenir. Dilüsyon yöntemi ile yapılan bu sayım enfeksiyonun düşük yoğunluklarda olduğu durumlarda çok gerçekçi sonuç verememektedir. Bu gibi durumlarda kullanılan dışkı miktarı artırılarak (10 grama kadar dışkı kullanılabilir) dışkı konsantrasyonu arttırılabilir.



  2- KAN MUAYENESİ

Kan sadece kanda yaşayan parazit, protozoon ve riketsiya türlerinin teşhisi için kullanılan bir materyal olmayıp aynı zamanda birçok hastalıkta kan elementlerinde meydana gelen değişimlerin incelenerek kesin veya ayırıcı tanıya götürmede yardımcı olan hayati öneme sahip bir sıvıdır. 
Hayvanlardan az miktarda kan almak için, kulak ve kuyruk ucu kullanılır. Genel traş ve temizlik sonrasında, bölge makas yardımı ile çok küçük kesilerek kanatılır. Kanama esnasında kuyruk ucu ya da kulak sıkıştırılmaz. Eğer sıkıştırma yapılırsa kan ile doku arası sıvı birbirine karışarak, kanı sulandırır ve değerlerini değiştirir. Kan almada kullanılan malzemelerin steril olması şarttır. Değişik amaçlara yönelik fazla miktarda kan alınması gerektiğinde ise venöz kan kullanılmaktadır. Hayvanlardan kan almada kullanılan iki farklı bölge kullanılmaktadır. Koyun, keçi, sığır, at ve eşeklerde en yaygın kan alma bölgesi boyun venasıdır. Tavşanlarda kulak, tavuklarda kanat venalarından veya direkt kalpten kan alınmaktadır. Kedi ve köpeklerde ise ön veya arka bacak venaları tercih edilmektedir.
Kana almak için vena üzerine uygulanacak hafif bir basınç ile kan akışı yavaşlatılarak damarın dolup şişmesi sağlanır. Damarın yeri palpasyonla tam olarak tespit edilir. Tespit edilen damara steril bir iğne ile tek hamlede girilmelidir. Damara giren iğnenin ucu yan durmalı ve damar cidarına temas ederek tıkanması engellenmelidir. Kan alımının holder adı verilen plastik malzeme ve vakumlu tüplerle yapılması kontaminasyon riskini azaltmakta ve kan alma işlemini kolaylaştırmaktadır. Yeterli kan alındıktan sonra, öncelikle damar üzerindeki basınç kaldırılır daha sonra iğne çıkartılır. Alkollü bir pamuk kısa süreli bölge üzerinde hafif basınç yaparak tutulur.  
Kan örneği direkt canlıdan alınmalıdır, ancak yeni ölmüş olan hayvanlardan kan pıhtılaşmadan öncede örnek alınabilir. Kanda aranacak etkenin görülme oranı (parazitemi), parazit türüne göre farklılıklar gösteriri. Bu nedenle 8-12 saat arayla 2-3 gün süreyle kan alınarak birden fazla froti yapılması tavsiye edilir.
Kan örnekleri ile laboratuarda veya dışarıda çalışırken genel temizlik ve güvenlik kurallarına uyulmalıdır. Koruyucu eldiven ve laboratuar önlüğü giyilmeli, ellerde veya vücutta açık yara veya ezikler varsa kapatılmalıdır. İğne, lanset gibi malzemler sadece bir kez kullanılmalı ve kullanımdan sonra uygun çöp kutusuna atılmalıdır. Çalışma sonrasında eldivenler çıkarılıp, eller mutlaka yıkanmalı, laboratuar temizliği ve dekonteminasyonu (%70 etanol ya da %10 Na-hipoklorit ile) yapılmalıdır.



Kılcal (perifer-kapillar) Kan İncelenmesi;

Temiz bir lam alınarak bir kenarına cam kalemi ya da buzlu lamlarda kurşun kalem ile hasta adı veya numarası, yaşı, cinsiyeti ve tarih yazılır. Kan alınacak bölge (kuyruk ya da kulak ucu) alkol ile temizlenir ve kuruması beklenir. Bir makas ya da iğne ucu ile uç kısım hafifçe kanatılır ve ilk damla kan lam üzerine konulur. Lam üzerindeki kan kalın damla ya da yayma froti şeklinde hazırlanarak oda ısısında kurutulur. Daha sonra uygun şeklide boyanarak mikroskop altında incelenir. Eğer uygun bir laboratuar yoksa kurutulan lam bir peçete kâğıdına dikkatlice sarılarak inceleme için en yakın laboratuara en kısa sürede gönderilmelidir. 

 Venöz Kan İncelenmesi;

Kan alınacak bölgedeki (uygun ven bölgesi) kıllar makas yardımıyla kesilir ve alkol ile temizlenip kuruması beklenir. Steril malzemeler kullanılarak uygun şekilde ilgili bölgenin venasından anti koagulanlı tüpler (EDTA, Heparin ya da Sitrat’lı tüpler) içerisine kan alındıktan sonra permanent kalem ile hasta adı veya numarası, yaşı, cinsiyeti ve tarih yazılır. Mümkün olan en kısa zamanda laboratuara getirilen kandan bir damla alınarak temiz lam üzerine (üzerinde hayvana ait bilgilerin yazıldığı) konulup kalın damla ya da yayma froti şeklinde hazırlanarak oda ısısında kurutulur. Eğer kan örneğinin bir gün bekletilmesi gerekiyorsa mutlaka kapalı, soğutuculu kutularında saklanması gereklidir.

Kan Örneklerinin Boyanması;

Giemsa Boyama: Kan parazitlerinin aranmasında ve boyanmasında yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Kalın damla yöntemiyle hazırlanmış frotiler ya da yayma frotiler havada (oda ısısında) kurutulduktan sonra absolut metanol içerisinde 5 dakika boyunca tespit edilir. Süre sonunda froti tekrar havada kurutulur ve hazırlanmış olan giemsa boya solüsyonu içerisinde 35 dakika boyunca boyamaya bırakılır. Boyama işleminin bitiminde preparat boya solüsyonu içerisinden çıkartılarak hafif akan çeşme suyu altında fazla boyalarından arındırıldıktan sonra tekrar havada kuramaya bırakılır. Froti tamamen kuruduktan sonra immersiyon yağı damlatılıp mikroskop altında x100 objektifte incelenir.


11 Mart 2020 Çarşamba

Köpek Gençlik Hastalığı ( Canine Distemper Virus – CDV )

Köpek distemper virüsü (Köpek Gençlik Hastalığı) köpekleri etkileyen ölümcül bir virüstür. Lenf nodlarında, sinir sisteminde, epitelyal dokuda çoğalır ve solunum salgıları dışkı salya idrar ve gözyaşı akıntısı ile bulaşır. Enfeksiyon başlangıcından 90 gün sonra bile saçılmaya devam eder.

Kimlerde Görülür?

Aşılanmamış bütün köpekler risk altındadır. Hastalık en çok 3-6 ay arası yavrularda gözükür.

Nasıl Gelişir?

Vücuda girdikten 24 saat sonra virüs makrofajlar tarafından yutulur ve 24 saat içinde tonsillar, faringeal ve bronşial lenf yumrularına taşınır. Burada çoğalmaya başlar. Enfeksiyondan sonraki 9. günde sinir sistemi enfekte olur.

Immün yanıtı yetersiz olan köpeklerde 9-14 günde klinik belirtiler başlar. Yeterli immün hücreye sahip köpeklerde ise 14 günde virüs birçok dokudan temizlenir ve klinik belirti görülmez.

Klinik Belirtiler

Hasta sahipleri sıklıkla depresyon, halsizlik, burun ve göz akıntısı, öksürük, kusma, ishal ve sinir sistemi bozuklukları gözlemler. Bademciklerde genişleme, ateş ve mukoprulent göz akıntısı genellikle görülen muayene bulgularıdır.

Anterior üveit, göz bebeğinde küçülme ve körlük ile sonuçlanabilen optik sinir yangısı distemper viruse ait göz bozukluklarıdır. Keratokonjunktivitis sicca(KCS) ve madalyon lezyonu denilen hiperreflektif retinal yara dokuları bazı kronik enfeksiyonlarda görülebilir.

Transplasental yolla enfekte olan yavrularda düşük, ölü doğum veya merkezi sinir sistemi bozuklukları ile doğum şekillenebilir.

Tedavi

Köpek gençlik hastalığının specifik tedavisi yoktur. Tedavi genellikle semptomatiktir. Solunum ve sindirim sisteminde gelişen sekonder enfeksiyon için uygun antibiyotik kullanılır. Nöbetleri kontrol etmek için antikonvülzanlar kullanılabilir. Sinirsel semptom gösteren kronik hastalarda kortikosteroid kullanımı endikedir. Ancak akut enfeksiyonlarda kontrendikedir. Distemper virüs hastalarında prognoz genel olarak zayıftır.

Önleme

Distemper virüsü çoğu dezenfektana duyarlıdır. Eksudat içinde vücut sıcaklığında 1 saat, oda sıcaklığında 3 saat dayanabilir.

6-16 hafta aralığında 2 3 hafta arayla en az 2 doz aşı uygulaması ile bağışıklık sağlanır.

Zoonoz değildir. İnsan sağlığı açısından risk teşkil etmez.

6 Mart 2020 Cuma

Bit Nedir, Bitler Nasıl Bulaşır, Tedavi Yolları Nedir?

BİTLER
Etken: Mallophaga (yün yiyen bitler): Sığırlarda, Bovicola (damalina) bovis, Koyunlarda, Bovicola (damalina) ovis, derinin yüzeyinde özellikle boyun ve 
kuyruk sokumunda bulunur. 

Anoplura (sokucu bitler): Sığırlarda Haematopinus eurysternus, Niloknathus 
vituli, Koyunda, Linoknatus ovillus, Baş, boyun, göğüs ve bacak aralarında görülür. Melophagus ovinus (koyun biti) kış ve baharda görülür. 

Klinik bulgular: Sürekli kaşıntı, genel durum bozukluğu, kaşıntı ve sürtünmeden dolayı deride yaralar oluşur. Et ve süt verimi azalır. Yapağı ve derinin 
değeri düşer. Çok olduklarında anemi şekillenir. İştah azalır, büyüme yavaşlar. Olgun bitler deriyi yaralayarak kan emerler. Soğuk mevsimlerde enfestasyon daha 
tehlikelidir.
Marazi madde seçimi ve gönderme şekli: Hayvanlardan toplanan parazitler, ağzı iyi kapalı şişelerde hiçbir işlem uygulanmadan veya %70’lik alkol içinde 
gönderilir.
Koruma ve kontrol: Sürüleri iyi besleyerek bit enfestasyonu ve diğer hastalıklara karşı direnç kazanmaları sağlanır. Hastalık mevsimsel bir özellik gösterdiği 
için kış girmeden önce hayvanların ilaçlanması halinde kış enfestasyonlarını şiddetlenmeden önlemek mümkündür. Koyunların kırpılması ile bit ve Melophagus miktarında %30-50 oranında bir azalma sağlanabilir.

4 Mart 2020 Çarşamba

KRONİK GASTRİTİS

Etiyoloji ve patogenez: Kronik nitelikte aralıklı kusma mukozal histopatolojik değişikliklerin meydana geldiği yangı belirtisidir.Mukozal bariyerin yıkıma maruz kalması,akut gastritislerin komplikasyonu,sindirilmemiş yabancı cisimler, idiopatik sebeplerveya H.felis'e bağlı olarak kronik karakterli gastritisler meydana gelir. Kronik gastritisler mukozanın histopatolojik değişiklikleri olan plazmositik-lenfositik, eozinofilik veya atrofik yapısı göz önüne alınarak sınıflandırılır.
Semptomlar: Kronik nitelikte kusma en belirgin semptomdur.Gıda maddeleri alındıktan bir süre sonra gerçekleşir. Genel durum değişmez. Bazı hayvanlar kustukları gıda maddelerini tekrar yer. Kusma refleksinden hemen sonra sancı belirtileri ortaya çıkar veya hayvan özel pozisyonlar (ön ekstremiteler üzerine çömelme gibi) alır. Kranial abdomen palpasyonunda ağrı, canlı ağırlık kaybı ve dehidratasyon belirgin semptomlardır. 
Tanı: Hematolojik, biyokimyasal, radyolojik,
ultrasonografik muayeneler yapılarak konur. Kontrast radyografi ve midenin boşalmasının izlenmesi gerekir. Ancak endoskopik muayene en kesin tanı yöntemidir. Kusma ile seyreden bütün hastalıklar ile karışır.
Sağaltım: Kronik gastritis sağaltımı H, reseptör antagonistleri, diyet değişiklikleri ve kortikosteroid uygulanılarak yapılır (bakınız mide-bağırsak hastalıklarının sağaltımında kullanılan ilaçlar). Diyet değişikliği olarak pirinç, patates, karbonhidrattan zengin makarna gibi gıdalar, hipoalerjenik nitelikte diyet uygulanır.Protein kaynağı olarak kanatlı eti tercih edilir.

28 Şubat 2020 Cuma

KARACİĞER APSESİ

TANIM/GENEL BAKIŞ
 Karaciğerin bakteriyel enfeksiyonunu takiben oluşan karaciğer apseleri, köpeklerde ve kedilerde nadiren görülür.  
ETİYOLOJİ
 Hematojen veya asendens bilier enfeksiyon hepatik apse oluşumuna neden olabilir. Bartonella diffüz hepatik enfeksiyona ve mikroapsedasyona neden olabilir. 
PATOFİZYOLOJİ
 Karaciğer apseleri genellikle sistemik enfeksiyon veya hepatik hasar ile ilişkilidir. 

27 Şubat 2020 Perşembe

GÖZKÜRESİNİN PROLAPSI

Bu terim gözküresinin orbital boşluktan öne doğru yer değiştirmesi ve büyük oranda gözkapaklarının önünde yer almasını tanımlar . Eksoftalmustan daha ileri klinik durumdur. 
 
  ETİYOLOJİ 
Gözküresinin prolapsı,  genellikle şiddetli travmatik etkilerle gelişir. Trafik kazaları ve köpeklerin birbirleriyle kavga etmesi en yaygın olarak gözlenen nedenlerdendir. Köpeklerde orbitanın lateralini  oluşturan zigomatik  kemer, tam olarak kemikleşmez ve kıkırdaksı bir yapı şeklindedir . Bu yüzden lateral doğrultudan gelen travmalarla gözküresi orijinal lokalizasyonunu kaybederek öne doğru prolobe olur. Brahisefalik hayvanlar hastalığa daha da yatkındır . Çünkü bu hayvanlarda orbita sığdır ve burun kısa olduğu  için travmalardan  daha çok etkilenir. 
  Bu hastalık genellikle genç ve erkek hayvanlarda şekillenir . Bu durum genç kedi-kopeklerin  meraklı mizaçları ve erkek köpeklerin kavga etme eğilimi ile açıklanır. 

MİKROFTALMUS

 Bu hastalık konjenital bir anomali şeklinde gelişir ve gözküresinin normalden çok daha küçük gelişimini tanımlar.  Kedi ve köpek yavrularında zaman zaman rastlanmaktadır. Anoftalmi gözküresinin hiç gelişmemesidir. Ancak çoğu olguda az çok göze ilişkin anomalili dokular bulunduğu için pratikte mikroftalmi teriminin kullanımı daha doğrudur. 
  Anomalinin şiddeti değişim gösterebilmektedir.Buna göre görüş kaybı olsa da hâlâ günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecek derecede görüş olması mümkündür. Bazı köpek ırklarında bu ve benzeri anomaliler resesif genetik bir özellik göstermektedir.  

  KLİNİK BELİRTİLER 
 Unilateral hastalarda farklılık hemen hasta sahiplerinin dikkatini çekebilir.  Ancak bilateral hafif olgularda hastanın gözküresi  büyüklüğü kardeşleri ya da akranlarıyla karşılaştırılmalıdır . Bazı köpek yavrularında mikroftalmi ile birlikte şaşılık da izlenebilir. 
  SAĞALTIM 
Hastalığın etkili bir sağaltımı yoktur. Mikroftalmik kedi ve köpeklerden yavru alınmamasına yarar vardır. 
  Mikroftalmus bulunan bazı hayvanlarda gözkapakları içeriye doğru dönüp, oküler yüzeyde sürekli irritasyon oluşturuyorsa , hastanın yaşam kalitesini arttırmak için entropiyum  operasyonu yapılabilir.  

ÜRETRANIN KATETERİZASYONU

Sebebi ne olursa olsun idrar retensiyonu olan hastalar, üretral açıklığın korunmasını sağlamak için kateterize edilmelidir. Ayrıca,  idrar analizi için örnek toplamak amacıyla mesanenin kateterizasyonu gerekli olabilir .
Üretral kateterizasyon öncesinde , bir enjektör yardımı ile seyreltilmiş povidon-iyot  çözeltisi prepusyum içine sıkılması ve bölge mümkün olduğunca aseptik olarak hazırlanmalıdır.  


Antiseptik solüsyon prepusyum içine uygulandıktan sonra enjektör uzaklaştırılır ve prepusyal açıklık baş parmak ile işaret parmağı arasında sıkıştırılır.   

26 Şubat 2020 Çarşamba

DİL NEKROZU

Dil ucu nekrozu , kronik böbrek yetmezliği olan köpeklerde nispeten benzersiz bir lezyondur. Üremik vaskulitis ve tromboz , dilin kenarları da dahil olmak üzere ağız boşluğunda (stomatitis , erozyonlar ve ülserler , kötü kokular ) nekroz ve mukozada kabuklanmalara  yol açar.

Şiddetli durumlarda , dilin ucunun kabuklanmasına  neden olarak geniş subepitelyal fibrinoid nekroz ve fokal iskemi gözlenir. Lezyonlar ağrılı olabilir ve bu tür hastalarda sık görülen anoreksiye  neden bulunabilir. 

25 Şubat 2020 Salı

MİDEDE KIL YUMAKLARI

 ETIYOLOJİ : Kedilerde midede toplanan kıl yumakları  kusma ve regurgitasyon nedenidir. Kediler kıllarını yalarken yutar ve dışkı ile çıkar. Ancak yalamanın aşırı olduğu özellikle uzun kıllı kedi ırklarında davranış bozukluğu , nörolojik nedenler , deri hastalıklarına bağlı mide bağırsakta birikir. Uzun kıllı genç ve orta yaş kedilerde daha çok kıl toplanır. 1-2 günlük iştahsızlıktan sonra kedi kılları kusar. Şayet canlı ağırlık kaybı , iştahsızlık ve tıkanıklık semptomları mevcut ise , kontrast radyografi alınarak kıl yumakları radyolusent olarak görülür.Kıl yumakları baryumu absorbe eder. Palpasyonda gözden kaçar. 
SAĞALTIM: Petrol bazlı laksatif ilaçlar denenebilir.Tıkanma olgularında operasyon zorunludur. 

DERİ LEZYONLARI

Deri hastalıklarının seyri esnasında birincil ve ikincil şeklinde gruplandırılan lezyonlar meydana gelir.Birincil lezyonlar deri  hastalıklarının erken ve başlangıç dönemlerinde oluşur. Bazıları geçici ve kısa süreli olup, hızla ortadan kalkar. Deri hastalığı açısından patognomik değildirler. Direkt olarak patolojik değişikliklere bağlı olarak meydana gelirler. Hastalıkların tanısında  yardımcı olan , ikincil etkenler tarafından komplike olmamış deri lezyonlarıdır. 
Purpura
Deri damarlarındaki eritrositlerin damar dışına çıkması sonucu oluşan koyu  kırmızı renkte lekelerdir. Nokta veya mercimek şeklindedirler. 

ŞAŞILIK(starbismus)

Normal görüş ekseninin bozulmasına yol açacak şekilde , gözküresinin anormal doğrultularda devirasyonu strabismustur. Kalıtsal olabileceği gibi edinsel olarak da gelişebilir.

•Etiyoloji
Starbismus genetik olarak anomali şeklinde gelişebilir. Özellikle albino geni taşıyan hastalıklarda (siyam kedileri gibi) gelişme oranı daha fazladır. Bu hastalarda ekstraküler kasların bir kısmı hiç gelişmemiş ya da yetersiz şekillenmiştir. Bazı köpeklerde hidrosefalusla birlikte gözlenir. 
    Göz küresinin protrüzyonu sırasında bazı ekstraküler kaslar bütünlüğünü kaybeder. Protrüzyonun tedavisi için göz küresi yerine yerleştirilir ve 1 hafta 10 gün gözkapakları kapatılacak şekilde blefarorafi yapılır. Dikişler alındıktan sonra genellikle gözküresinin az ya da çok deviye  olduğu gözlenir. Bu durum genellikle brahisefalik köpeklerde daha belirgin biçimde gelişir. Ancak tüm kedi ve köpeklerde gözküresinin protrüzyonunun ardından şekillenebilir.

 •Klinik görünüm 
İnspeksiyonda  tek(resim 2-19.) ya da çift taraflı (2.-20.) gözküresi deviyasyonu dikkati çeker. Burada önemli olan yavru hayvanlarda başka bir anormalitenin oluo olmadığıdır.Edinsel olgular, kraniyal travma ve gözküresi protrüzyonunun ardından gelişir. 
Sağaltım
Konjenital anomali şeklinde gelişen ileri dereceli formlar operatif sağaltıma yanıt vermez.Bu yüzden Siyam kedilerinde yapılacak şirurjikal girişimler genellikle yanıtsız kalır. Eğer tramvatik etkilerle geliştiyse,  hasarlı kasların desteklenmesi amacıyla deviyasyonun aksi istikametinde kalıcı dikişlerle , gözküresi  normal pozisyona getirebilir. Yanı sıra göreç yapmayan kasların antagonisti  olan kaslarda ,kısmi miyotomi uygulanarak,  gözküresinin  nispeten normal pozisyona yaklaşması sağlanabilir. 

21 Şubat 2020 Cuma

KÖPEKLERDE UYUZ

Uyuz, tüm hayvan türlerinde şiddetli kaşıntı ve kıl dökülmeleriyle karakterize, bulaşıcı 
deri hastalığıdır. Hastalığın ortaya çıkışında bakım ve beslenme önemli rol oynar. Uyuz 
etkenleri keneler gibi eklembacaklıların akarlar takımına bağlı daimi dış parazitleridir.
 
    >Uyuz Etkenlerinin Genel Özellikleri
Uyuz etkenleri 0,2–0,7 mm boyutunda küçük parazitlerdir. Görünüşleri yuvarlaktır. 
Erkekleri dişilere oranla daha küçüktür. Uyuzun bilinen pek çok çeşidi vardır. Bazı türleri, 
üzerinde bulunduğu hayvanın derisini delip tünel açtığından ‘tünel açan uyuz etkenleri' 
şeklinde tanınır. Bir kısmı hayvanın derisinin yüzeyinde yaşar ancak tünel açmaz. Ayrıca 
normal deride kıl folliküllerinde ve yağ bezlerinde yaşayan uyuz etkenlerine ‘folliküler uyuz 
etkenleri' denir.

                 Uyuz hastalığına yakalanmış köpek 
Uyuz etkenlerinde gaz alışverişi vücut yüzeyi ile olmaktadır. Capitulum ve gövdeden 
oluşmuş vücutları vardır. Vücut oval veya yuvarlaktır. Larvada 3 çift, nimf ve olgunda 4 çift 
bacak vardır. Ayakların uç kısmında vantuz sapı ve vantuz bulunur. Genellikle ovipar olup 
larvipar olanlarda vardır. Yumurta, larva, iki nimf ve olgun aşamaları vardır. Derinin içinde 
veya üzerinde yaşayıp konakçı dokulardan sızan lenf, doku sıvısı ve deri döküntüsü ile 
beslenir
               Değişik bölgere lokalize olmuş uyuz 

    > Uyuz Etkenleriyle Mücadele ve Korunma
Keneler ile mücadelede kullanılan ilaçlar genellikle uyuz hastalığında da uygulanabilir. İlaçlar bir hafta ara ile en az iki kere uygulanmalıdır. Yaygın nitelikteki 
hastalık olgularında daha yoğun tedavi programı uygulanmalıdır. Uzun tüylü hayvanlarda 
kıllar tıraş edilmeli, sonrasında kükürtlü ve benzil peroksitli sularla hayvan banyo yaptırılmalıdır. Tedavide amitraz etken maddeli ve avermektin türevi ilaçlar etkin şekilde kullanılabilir.

19 Şubat 2020 Çarşamba

KÖPEKLERDE KORNEA ÜlSERİ

Ülser aslında yavaş iyileşen, doku  kayıplı kronik yaralara verilen genel  bir isimdir. Damarlı dokuların dışında korneada da ülser gelişebilir. Kedi köpek hastalıklarının başında gelmektedir. Kornea ülserinin birçok sebebi vardır: travmatik etkiler en başta gelen sebeplerdir. Gözde kızarıklık , irinli gözyaşı akıntısı , göz kapaklarını kısma , ışığa bakamama gibi belirtiler görülür.

KÖPEKLERDE EPİLEPSİ (SARA) HASTALIĞI

 Epilepsi; beyin içerisinde yer alan sinir  hücrelerinin normal olmayan elektrokimyasal aktivitesi sonucunda ortaya çıkan nörolojik  bir hastalıktır. Anormal elektrokimyasal aktiviteler sonucunda ; koordinasyon bozuklukları , krizler ve anormal hareketler ortaya çıkar . Sinir dokusu çeşitli doku ve organlara gelişigüzel  mesajlar gönderdiğinde dolayı bu belirtiler görülür . Köpeklerde her dönemde görülsede özellikle 2 -3 yaş aralığında daha sık görülür. Yoğunluk olarak ise 6 ay ile 5 yaş arasında ki köpekler daha çok etkilenir.